4.BÖLÜM


Ütopyalar ve Keşkeler

Vedalar zordu. Bazen kalan olmak bazen de giden olmak zordu ama asıl zor olan gittiğinde de kaldığında da eksiliyordu insan. Giden ardından kalanlarda bırakıyordu parçalarını, kalan ise gidenlerin valizlerini sıkıştırıyordu geri gelmesi için ettiği duaları.

551 tıklama

4.BÖLÜM

Kavaklar-Sezen Aksu

Bugün de benim elma ağacının dibindeydim. Onunla bakıştıkça kafama çok ilginç bir şey takılmıştı. Dalları ayakta tutan köklerdi sırf onlar göğe yükselebilsin diye sağlamca ayakta dururken o hiç tanışamazdı gökyüzü ile. Bana yapılan fedakârlıkları anımsatmıştı bu durum. İnsanlar başkaları göğe ulaşabilsin diye ağaçların gövdesi olmaya devam ediyordu. Geriye kalan insanlarda gövdeye güvenip rüzgâra kafa tutan dallar gibilerdi. Gökyüzünün sefasını onlar sürerdi ama gövde olmadan bir hiçlerdi ve o dakika babam geldi aklıma. Mezun olduğum gün bir fotoğraf paylaşmıştım ve altına yazdığım sözleri anımsatmıştı bu ağaç.

💬

 “Ben hayali göklere uzanmak olan bir filizken bana kök olup toprağa sıkı tutunmamı sağlayan ailem. Bugün burada ayaklarımın üzerindeysem başarı sizlerindir. Ne zaman bir rüzgâr savurup kırsa dallarımı düşmememi sağlayan sizlerdiniz. Bir ağaç kökleri ne kadar sağlamsa o kadar süre ayakta dururmuş. Siz yanımda olduğunuz sürece daha nice başarılara imza atacağız. İyi ki varsınız. Sizi çok seviyorum.”

💬

Bu ağacın yanına neden sürekli geldiğimi artık anlıyordum çünkü verdiğim kararlar doğrultusunda köklerimi kaybetmekten korkuyordum. Aslında köklerine sıkı sıkı bağlanmak isteyen bendim ama ailem bize can veren bu topraklardan uzaklaşmak istiyordu. Oysa toprağından ayrılan her bitki yok olmaya mahkûmdur. Birkaç gündür içimde olan huzursuzluktan dolayı kafam karışıktı ama karalarımın taslağını oluşturmuştum. Geriye sadece aradaki boşlukları doldurup harekete geçmek kalıyordu. Bugün babamı arayıp olanlardan bahsedecektim. Kararlarımın arkasında durmam için onlardan bunu gizlememe gerek yoktu. Hatta gizlememeliydim. Onlar bana karşı çıkarsa ve ben kararlarımın arkasında durursam asıl o zaman bir şeyleri gerçekten savunmuş olur ve kendi yolumu çizmiş olurdum. Ali ile de bugün konuşup kararımın hâlâ geçerli olduğundan bahsetmeliydim. Bir yerden başlamam gerektiğini düşünüp hemen telefonumu alıp babamı aradım. Birkaç çalıştan sonra telefonu açtı.

💬

“Alo Vera bir şey mi oldu kızım?”

“Yok babacım bir şey olmadı. Müsait misin sana bir şeyden bahsetmek istiyorum.”

“Müsaitim kızım.” O vakit kararımdan vazgeçtim çünkü fark etmeden yine babamın onayını almaya çalışıyordum. Kararsızlığa düştüğüm için bunu yaptığıma emindim.

“Ben bazı fındık tarlalarını temizlemeyi düşünüyorum gelmişken hatta bir tanesinin

İçindeki çalıları topladım ve yaktım geçen ama yaz ayındayız zarar görür mü? Konuyu hemen başka bir yere getirdim.

💬

“Yani çok fazla zarar vermeden az az temizleyebilirsin. Biz genelde bu mevsimde temizlemezdik. Yapraklar uyanmadan yapardık o işi ama fındıkların durumu ortada zaten daha fazla ne kadar zarar görebilir ki. Yapabildiğin kadarını yap. Hatta yapamam yorulurum dersen ben muhtarı arayım birini bulsun.”

“Yok, baba kafa dağıtmak için yapıyorum zaten. Kendimi yoracak bir şey yapmıyorum. İçin rahat olsun.” Babam birkaç öğüt daha verdikten sonra kapatmıştı. Kapatmadan Zeki Amca’ya selam söylememi istedi. Anlaşılan buradaki yoldaşım Zeki Amca olacaktı. Babamın isteği üzerine onu görmeye gidiyordum. Aslında babam demese de giderdim çünkü çok sevmiştim onu. Sabahları ona da ekmek alabileceğimi söyledim ama kabul etmedi. “Camiye giderken alıyorum. Yürüyüş oluyor” demişti.

💬

Düşüncelerimi bir kenara bırakıp Ali’yi aradım. Fabrika eylül gibi tamamlanacaktı ve ben o tarihe kadar onu iyice tanımak istiyordum. Bu yaptığımı birkaç yıl önceki ben görse beni tanıyamazdı. İstemsizce güldüm. Giriştiğim şey deli saçmalığıydı. Birden birisi çıkıyordu ve diyordu ki benimle “ortak ol” Bu işin altından bir şeyler çıkacağını biliyordum ama deneme yanılma yoluna başvurmak istemiştim bu sefer. Ben zihnimde konuşurken telefonun diğer tarafından uykulu bir ses geldi.

💬

“Efendim Vera.” Onu uyandırdığımı düşünerek kendime kızdım.

“Özür dilerim uyandırmak istememiştim.”

“Sorun değil. Uyanmam gerekiyordu zaten. Dün akşam inşaat firması ile baya bir uğraştım da o yüzden uyuyamadım.”

“Sorun nedir?” derken kaşlarım çatılmıştı.

“Saçma sapan şeyler.” derin bir nefes verdi.” Üç ay kısa bir süreymiş de bilmem ne de” dedi sinirle ve devam etti. “Proje hazır. Zemin hazır tek yapacakları beton dökmek”.

“Başka bir yerle anlaşsak” diyerek farklı bir fikir sunmaya çalıştım. Pek anlamazdım böyle işlerden.

💬

“Kimi bulabiliriz ki? Şehir küçük bir şehir biliyorsun. Bu şirketi de arkadaşım İstanbul’dan ayarlamıştı.”

“İlla şirket olmak zorunda mı?”

            “Fabrikayı eylüle yetiştiremese de en azından deposu bile olsa yeter. Bu yıl ki mahsule yetişemezsek bir yıl bize baya zor geçecek.”

“Benim tanıdığım birisi var aslında. Yani mantıklı mı bilmiyorum ama”

“Şuan her fikre açığım.”

“Babamın anlattıklarından az çok biliyorum. Köyde çok fazla inşaat işçisi var. Gençliğinde babam falan birkaç yerde çalışmış onlarla. Geçenlerde Zeki Amca da bahsetmişti. Babam hatırlamaz belki ya da yeni çalışanları bilmez ama Zeki Amca bilir. Ondan yardım alabiliriz.”

💬

“Hazırlanıp hemen geliyorum.” Telefonu kapatıp arabama doğru yürüdüm. Zeki Amca’nın evinin konumunu attım. O gelene kadar ben kapıyı çaldım. Biraz bekledim. Zeki Amca yavaş yavaş yürürdü. Dedemi zar zor hatırlıyordum artık ama Zeki Amca’ya baktıkça sanki dedeme benzediğini düşünüyordum. Akraba olduklarındandı galiba.

Zeki Amca kapıyı açık beni görünce öyle bir gülümsedi ki o an gözlerim doldu. Gülüşü aynı dedemdi. Dedem benim hayatıma yön veren bir insandı. Aslında dedemden çok onun gidişi. Sanki bir an karşıma gelip gülümsemişti bana. Gittiği zamanlarda içime gizlediğim sessiz bir duam vardı.

💬

Son bir kez

Allah’ım son bir kez göreyim lütfen

Bazı duaların kabul olması için beklemek gerekiyordu. Ben o bekleyişin sonuna geldiğim andaydım. Yıllar sonra da olsa o gülüşü tekrar görebilmiştim.

Çok istemiştim dedemin benim mezun olduğumu görebilmesini ama olmamıştı. Lisedeyken kaybetmiştik onu. Onun ölümüne ve hastane serüvenine şahit olana kadar doktor olmak istiyordum. Sadece bir hayaldi o zamanlar ya da dizilerden dolayı havalı geliyordu.  Doktorlar dizisini elli kere izlemekten beynim sulanmış olabilirdi o yaşlarda. Okuldan çıkıp onu her gün ziyaret etmeye giderdim. Beni gördüğünde yüzünde tarif edilemez bir gülümseme olurdu. Bembeyaz pamuk sakalları vardı dedemin. Öldüğü gün de gitmiştim yanına. Vedalaşabilme fırsatım olması belki de en büyük şansımdı. “Sen mi geldin?” demişti. Dedemin neden hep gülümsediğini anlayamazdım o yaşlarda. Meğer o acılarını yanaklarında gülünce beliren o küçük çukurlara gömmüştü.

💬

Günümüze dönüp Zeki amcayı başımla selamladım.

“Benim Zeki Amca. İçeri girebilir miyim? Seninle bir şey konuşmak istiyorum.”

“Tabi kızım buyur gel.” Beni içeri davet etti.

“Bekle hemen geliyorum” diyerek yavaş hareketleriyle içeriye gitti. Beş dakika sonra üzerinde duman tüten bir bardak süt ile dökmemeye çalışarak yavaş yavaş geldi. Hemen ayağa kalkıp elindeki bardağı aldım.

💬

“Niye zahmet ettin Zeki Amca? Söyleseydin ben getirirdim. Yabancı mıyım da ben sanki?”

“Olsun kızım kırk yılın başı misafirim gelmiş. Bir bardak süt de ikram edemeyecek yaşta değiliz” dedi gülümseyerek.

“Kaç yaşındasın Zeki Amca? Yirmi beş? Can çatlasın otuz” dedim şakayla. Buruk bir şekilde gülümsedi. Bu gülüşünü içimi acıtmıştı.

“Ayten’im gidene kadar on sekizdim de şimdilerde yaşımı gösterir oldum be kızım. 83 yaşındayım. Deden benim yaşımdayken göçmüştü. Bizde sıramızı bekliyoruz işte.” Derinlerde kabuk bağlamak için uğraşan o yara hafiften kanamıştı.

“Öyle deme Zeki Amca’m. Sen bizlere lazımsın. Daha gençsin.” Konuyu farklı yana çekmek istemiştim. Ölüm kimsenin üzerine yakışmayan bir elbiseydi. Yaşlı ya da genç fark etmiyordu ama bozulmayan da bir teknolojiydi.

💬

“Genciz de yorulduk be kızım. Ayten’ imsiz pek bir havası kalmadı buraların. Rabim bizi öteki tarafında da buluştursun.”

Sessizce sadece “Amin” diyebilmiştim. Babama soracaktım ilk fırsatta Ayten Teyze’yi. Zeki Amca’nın iki lafından birisi Ayten’di. Aralarındaki ilişkiye gözlerimle şahit olamasam da yüreğimle görebiliyordum. Evin başköşesinde Ayten Teyze’nin gülümseyen fotoğrafı bile yeterliydi bun görebilmem için. Zeki amca inançlı biriydi. Bana hep dua ederdi. O dua ettikçe sanki her şey yolundaymış gibi gelirdi.

“Zeki Amca ben sana bir şey soracağım. Bizim boş tarlayı bilirsin. Biz oraya fındık fabrikası yapacağız ama inşaat firmasıyla sıkıntı yaşadık. Çok hızlı bu işi halledebilecek en azından depoyu halledecek tanıdığın biri var mı köyde?”

💬

“Olmaz mı?” dedi kahkaha atarak ve davam etti. “Bizim Mehmet’in oğlanlar var. Yukarı mahallede oturur. Sen bilmezsin ama ben camide görürsem deyim Mehmet’e. Oğlunun biri inşaat mühendisi. Bu merkezdeki fabrika varya onu da o yaptı. Ne ara yaptı dedik. Çok çalışkan çocuktur. Babaları da gençliğinde İstanbul’a çalışmaya gittiğinde inşaatlarda çalışmış. Yanına birkaç kişi daha bulur yapar hemen senin işi. Ben de gözünü korkutursam gece gündüz çalışırlar.” Sevinçle Zeki Amca’nın elini öptüm.

“Çok saol Zeki Amca. Sen de olmasan ne yapardım buralarda?” oturduğu yerde dikleşti. Sormak istediği bir şeyler olduğu belliydi.

💬

“Konuyu ben açmadan sen açtın. Kızım sen okumuş etmiş kızsın. Ne işin var bu dağın başında. Evde yalnızsın. Allah esirgesin ya sana bir şey olsa yalnızken.” Bakışları titremişti. Yani tanışmış olsak da her halinden beni önemsediğini belli ederdi Zeki Amca.

“Olmaz inşallah” dedim sessizce.

“Konuşmuyorlar mı hâlâ sizinkiler?”

“Yok. En son babaannemin cenazesinde görüştüler. Küsler hâlâ”

“Onlar birbirine değil, kendilerine kırgınlar. Keşke yapmasaydık diyorlar ama nafile. Keşkelerle iş dönmez kızım. Bazen treni kaçırmak gerekir ama sizinkiler bunu görmüyor. Ne baban ne amcan ne de halan.” Olayın benimle alakası yoktu ama söylediği cümlede kendimden bir parça yakalamış içimi umutla doldurmuştum. Keşkelerle iş dönmez kızım. Bazen treni kaçırmak gerekir. Haklı çıkmasını diledim. Kaçırdığımız trenlerin hayırla sonuçlanması için beklemeye devam ettim istasyonda

💬

“Doğru söylüyorsun ama herkesin kaçtığı bir gerçek var demek ki” dedim. Babamla bu konu hakkında bile konuşamazdık. Kestirir atardı. Yıllardır baba tarafı akrabalarımı görmeyi geçtim onlar hakkında konuşmamıştım bile. Zeki Amca konusunu açınca bana o kadar yabancı gelmişti ki bu durum. Bir halam ve amcam vardı ama yolda görsem tanımayacaktım belki de.

Zeki amca ile vedalaşıp eve geçtim. Ali yetişememişti konuşmamıza. Oraya gitmeden direk evime gelmesini söyledim. Kendime bir bardak çay koyup evin balkonuna geçtim. Buradaki evlerin hep büyük balkonları vardı çatısını kapattırıp salon gibi kullanırlardı. Bir zamanalar biz de öyle yapardık. Yazları kahvaltıyı burada yapardık. Ben manzaraya dalmışken biri içerden bana seslendi.

💬

“Vera!”

“Balkondayım” gelen Ali’ydi.

“Direk girdim ama kapıyı çaldım çaldım duymadın. Bende kulpuna bastım açıldı” dedi şaşırarak.

“Gel gel bizim bu ev öyledir.” dedim gülerek. Evin sevdiğim bir detayıydı. Köyler dağlık yerlerde olduğu için komşuların çoğu zaten akrabalardan olurdu ya da çok tanıdık olurdu. Kalabalık değildi bu topraklar.

“Gülüyorsun da bu doğru değil! Dağın başındasın zaten ve kapın dışarıdan açılabilen bir kapı. Tehlikenin umarım farkındasındır.” Gözlerinin içinden geçen siniri görmemek mümkün değildi. Bunda sinirlenecek bir şey yoktu oysa. Ülkenin bir çok köyünde böyle olduğuna neredeyse emindim. Çelik kapıları olmazdı köy evlerinin. Gelene her zaman açık olurdu. Yıllar önce terk edenler çok olsa da döndüklerinde açıp girebilirler içeri.

💬

Tıpkı benim gibi…

“Ben buralıyım hatırlarsan” derken kaşlarım hafiften havalanırken dudağımın bir kenaı hafifçe yukarı kıvrıldı.

“Sadece kimliğinde yazıyor Vera. Kaç yıldır gelmemişsin bile. Bu çok mantıksız. Seni anlayamıyorum. Sürekli bir boş vermişliğin var. Kestirip atmışsın her şeyi. Kendine gel.”

“Sakin bu ne sinir” dedim yine tebessüm ederek ama bu tavırları normal de gelmemişti.

“Nasıl sinirlenmeyeyim. Ya gelen ben olmasaydım. Kardeşim var senin yaşlarında o da böyle. Çocuk gibi oluyorsunuz bu yaşlarda.” Şok geçirmiştim. Durduk yere neydi bu sinir?

💬

“Ben birazdan bir kapıcı yollarım buraya. Düzgün bir kapı yaptırırım. “ dedi sakinleşerek. Sesinin gereksiz yükseldiğini fark edebilmişti en azından.

“Gerek yok ben hallettiririm.” dedim tepkiyle. Ne yaptığını anlamış olacak ki daha da sakinleşti.

“Ben çok özür dilerim. Bu tarz olaylarda biraz disiplinliyim.” Tekrar bakışlarına odaklandım. Özellikle gözlerimin içine bakıyordu. Özrü samimiydi.

💬

“Bu kadarı da pek normal değil haberin olsun. Köylük yerde ne olacak en fazla.” Sakinliğim ve normal karşılayışım tekrar yerleşti sesime. Abartıyordu.

“Her şey olabilir” dedi sakince. “Benim annem bu topraklarda öldü. Bir gece…” dedi yüzüne çöken bir buruklukla.

Abartmıyor dedi içimdeki ses.

Yarası var…

“Neyse çok konuştum. Şu fabrika işini halledeyim kapıyı hallettireceğim ortak. Bir kamera sistemi de kurulması gerek. Fabrika büyüdükçe ne olup ne olmayacağı belli olmaz.” diye devam etti gülümseyerek. O da acısını yanağındaki çukurlara gömenlerdendi. Çok üstelemek istemedim. Hazır olduğunda anlatırdı.

💬

Zeki Amca ile konuştuklarımızdan bahsetmeye başladım. Bir gün içinde sorunu halletmiş olmamız ikimizi de mutlu etmişti. Biz iyi bir ikili olmuştuk.

“Yarın görüşmeye gelir büyük ihtimalle” çayımdan bir yudum daha aldım. Ali’ye teklif ettiğimde içmeyeceğini söylemişti. Karadeniz’de olup çay içilmez miydi? diye düşünmemek de elde değildi.

“Sana projeyi versem. Yarın sen halledebilir misin? Çocuk inşaat mühendisiyse zaten gerekli her şeyi biliyordur. Yurt dışı bağlantısı için yarın akşam yurt dışına çıkmam gerek. Sabahtan İstanbul’a geçmeliyim.”

💬

“Hiçbir bilgim yok. Yapabileceğimden emin misin? Pisa kulesi gibi yamuk bir şey olmasın?” baya içten bir kahkaha attı.

“O zaman biz de fabrikayı bırakıp turizm sektörüne dalış yaparız.” Biraz daha güldükten sonra devam etti. “Gerekli tüm bilgiler bu dosyada var” dedi bir dosya uzatarak. “Karşılığında teklif edilen ücret bile burada. Bir sıkıntı çıkarsa benimle iletişime geçersin zaten.” Tereddüt edecek aldım uzattığı dosyayı. Bana bu kadar güvenmemeliydi. Yamuk kule bile kurtaramazdı yoksa onu.

“Tamamdır. Umarım bir sorun çıkmaz.”

“Kendine güvenirsen çıkmaz.” dedi. Keşke bende onun bana güvendiği kadar kendime güvenebilseydim. Yabancı olan oydu ama sanki içimdeki ben bu bedene, kendime yabancıydı. Yabancılara da güvenilmezdi.

💬

Ali ile çok fazla sohbet edememiştik. Dosyayı bana teslim edip kısa bir süre daha oturduktan sonra yavaşça gitmek için ayaklandı. Onu uğurlamak için kapıya kadar eşlik ettim. Dış kapının önüne geldiğimizde başıyla kapıyı işaret edip uyarırcasına baktı. Ben de o an geçiştirmek için başımı salladım. Bunu öylesine yaptığımı anlayıp “Ne yapacağım ben seninle” diyerek başını sağa sola sallarken bir yandan da merdivenlerden inerek arabasına doğru yürüdü. Zordu, onun içinde benim içinde zordu çünkü ben de daha kendimle ne yapacağımı bilmiyordum.

            Bulunduğu otel odasında çok sıkılıyordu Vera. Yılın başından beri buradaydı ama yapacak hiçbir işi yoktu. Kitap okumak, sosyal medya da gezmek de artık işe yaramıyordu. Geleli üç hafta olmuştu. Bugün okullar açılıyordu.

            Artık gitmeyeceği okullar…

💬

Okuldan başka ne bilirdi ki Vera. Yedi yaşında daha kendini bilmezken, harflerin çoğunu telaffuz edemezken başlamıştı bu tempoya. Gittiği okulların adı değişmişti ama okul bahçesine girdiğinde içinde hissettiği duygular hiçbir zaman değişmemişti. Yirmi altı yaşına kadar da devam etmişti. Çok klasik bir söz vardı. Her güzel şeyin bir sonu vardı ama bu sonu böyle hayal etmemişti. Güzel şeylerin güzel biteceğine inanırdı. Onun için bu son güzel olmamıştı. Ondan çok fazla şey götürürken artık dayanamadığı için bırakması gerektiğini anlamıştı. Normalde kolay kolay bırakmazdı ama kendinden çok şey kaybettiğini anladığı anda karar verdi.

💬

Küçükken babasıyla memlekette uçurdukları uçurtma geldi aklına Ankara’da elektrik telleri olduğu için orada uçuramazlardı. Özgür değildi Ankara’nın göğü. İpi fazla çekerlerse uçamazdı uçurtmalar. Bazen bırakmak gerekirdi. O da öyle yapıyordu artık. Bırakmıştı. Tek bıraktığı mesleği değildi. Zihninde bir köşede gizlemeye devam ettiklerini de bırakmıştı artık. Onları orada gizleyerek göğe ulaşamazdı. İçinde yeniden doğmayı bekleyen Anka kuşunun uçabilmesi için elektrik telleri olmaması gerekiyordu. Kafasının içindeki bin bir çeşit keşkeler uçmak için beklediği göğün telleriydi.

Telefonunun çalması ile düşünceleri arasından sıyrıldı. Arayan öğrencilerinde Muhammed’di. Telefonunu eline alıp koşarak odasının balkonuna çıktı. Çekmiyordu odanın içinde telefonlar. Yüzündeki derin tebessüm ile açtı telefonu. Öğrencisi görmese bile hissettirmek dahi istemedi içindeki hüznünü.

💬

            “Efendim”

            “Alo Hocam” dedi karşıdaki ses. Geçen sene dokuzuncu sınıfken tanımıştı Muhammed’i de sınıfını da. Bu yıl onuncu sınıfın ikinci yarısındaydılar. Bir buçuk yıldır sınıf öğretmenleri ve sınıf öğretmenleriydi Vera. Eğer devam etseydi hâlâ öyle olacaktı.

            “Çıkaramadım” dedi şakayla karışık. Karşısından la havle çektiğini belli eden sesler çıkarttı Muhammed. Yüzü gözünün önüne geldi.

            “Tövbe estağfurullah. Hocam bu kadar çabuk mu unuttunuz ya. Üç hafta oldu siz gideli. Gerçi suç sizde değil biz de arayıp sormuyoruz hiç.”

            “Berat’cım sen misin?” buruk bir tebessüm oluştu dudaklarında. Öğrencileriyle uğraşmayı severdi.

💬

            “Hocam ayıp oluyor ama. Numaramızı silmişiniz hadi ona bir şey demeyelim ama Berat salağına da benzetmezsiniz.” Kaşları çatıldı. En yakın arkadaşıydı berat Muhammed’in

            “hayırdır Muhammed aranız mı bozuldu?” sormadan edemedi.

            “Sormayın hocam ya bu mal dokuzlardan bir kızla takılıyor. Kızın gözü de başkalarında dedi… Hocamm” dedi uzatarak ve yüksek sesle. “Hocam dokuz doğurdum burada tanıdınız madem niye oyun yapıyorsunuz ya”derken sesinde sahte bir sitem vardı.

            “Sen de hep inanıyorsun be oğlum. Tanıyın artık hocan… yani beni” dedi Vera. Son kelimeler söylerken yüreğinin ortasına oturan yumruyu yutmayı denedi.

            “Bırakın hocam siz bunları da sizi sordum müdüre o yok artık diyor. Hangi okuldasınız söyleyin de nâkilimi isteyeyim. Ortaokuldayım falan demeyin tekrar çekemem o çileyi. Liseye zor geldim zaten kalmadan hocam.”

💬

            “Maalesef Muhammed. Gelebileceğin bir yerde değilim” dediğinde gözünden bir damla yaş süzüldü.

            “Yapmayın be hocam” derken derin bir nefes verdi Muhammed. “İlk okul mu? Baştan okuyacağız desenize.” Yüzüne derin bir gülümseme yerleştirdi Muhammed. Öğretmenlerinin bu kısa süredeki değimini çok iyi biliyordu görüyordu. Sınıf arkadaşları çok bilemdi ama bilirdi. Vera ile neredeyse üç yıldır tanışıyordu. Sınıfta kaldığı için tekrar dokuzuncu sınıfı okumak zorunda kaldığında tekrar etmekten gocunmadı tek dersti İngilizce. Diğer hocalarına “Hocam ben geçen yıl gördüm bu dersleri” deyip başını masaya koyup yatarken Vera’nın derslerinde pür dikkat dinlerdi. Çünkü Vera onlara sadece İngilizce anlatmazdı. Hayattan da çok şey anlatırdı. Üzüntülerini görür, sevinçlerini paylaşırdı ama hocaları değişiyordu. Hüznü görme sırası yaşı küçük ama yüreği büyük Muhammed’deydi. Her daim içten gülen hocasının sahteden gülmeye başladığını hissettiğinde anlamıştı bir şeylerin yolunda gitmediğini ama bu kadarını o da beklemiyordu. Okula geldiğinde hocasını sormuş ve aldığı cevap ile çok üzülmüştü.

💬

            “Yok Muhammed. Artık öğretmen değilim” dediğinde daha da doldu gözleri.

            “Müdür mü oldunuz hocam?” diyerek şakaya vurdurdu.” Bu şakası hafif de olsa tebessüm etmesini sağlamıştı hocasının.

            “İstifa ettim” diyerek konuyu ve merakını sonlandırdı öğrencisinin. Beklediği de buydu Muhammed’in. Muhammed sahte gülüşleri ve gözlere saklanan kederleri iyi bilirdi. Babasını kaybettiği günden beri arkadaşlarına takındığı tavır buydu. Hiçbir şeyi yokmuş gibi gülümsemek…

💬

            Hocasının bir derdi olduğunu da o yüzden çok net görmüştü. Acı kaybından sonra Vera hep destek olmuştu öğrencisine. Onu kardeşi gibi görüp acısına ortak olmak istedi. Babasının canının yanma düşüncesine bile dayanamazken baba yokluğu ile kaşsısında yanan genci görmek ablalık damarlarının daha da artmasına sebep olmuştu. Daha çok gençti. Böyle bir yükün altında kalıyor olması canını yakıyordu. Muhammed’in çalışmak zorunda olduğunu öğrendiğinde daha da yanmıştı canı. Derslerde uyumasının sebebi de buydu. Okuldan çıkınca geç saatlere kadar çalışıyordu ama ne kadar uykusu olursa olsun. Vera’nın dersinde başını yasladığı sıradan hocasını dinlerdi. Vera görürdü onun bu yorgun bakışları altındaki saygıyı. Hocasına her daim saygı gösterirdi. Hatta tekrar sınıfta kalmama sebebinin de bir tek Vera hocası olduğunu tahmin ederdi Muhammed. Yoksa onca hocanın sözlü notları ile geçirmesi normal değildi. Aniden bağlanan bursun da onun sayesinde geldiğinden emindi ama hocası bir an bile en ufak işaret vermemişti. Burçin Tekin adında bir avukat burs vermek istediğini söyleyerek aradığında anlamamıştı başta ama daha sonra tahmin etmişti. Notları bu denli kötüyken kim ona burs verebilirdi?

            “İyi yapmışsınız hocam. Bu okul işi çekilecek çile değil.” Hocanın moralinin bozulmasını istemedi. Onu yaptığı şeyin doğru olduğuna ikna etmek istedi koca yüreği ile.

            “Üzülmedin mi?” diye sormadan edemedi Vera.

            “Hocam siz hatırlamazsınız ama ben unutmam. Bir dersinizde karar eğer size aitse arkasında durun demiştiniz. Eğer kararınız size aitse ben öğrenciniz olarak arkanızda durmaya hazırım.” Daha fazla ağlamaya başladı Vera konuşamadı. Bozuntuya vermedi Muhammed devam etti şakalarla karışık.

💬

“Hocam çok vaktim yok. Ben diyeceklerimi deyip kapatacağım. Şimdi gelip toplarlar telefonları. Uyuz Berat nöbetçi bugün.” Ciddileşti.” Hocam benim desteğime ihtiyacınız yok. Hatta belki boş yapıyorum. Altı üstü birkaç yıl sonra unutacağınız öğrencilerden biriyim ama siz unutmayacağım bir öğretmensiniz. Size saygım sonsuz. Bulunduğunuz konum umurumda değil. İster karşımdaki kürsüdeki hoca olun, ister karşı komsum, ister mahalledeki abla, siz benim için her yerde ve her konumda Vera Hoca’sınız. Size bir yardımım dokunmaz biliyorum. Altı üstü başarısız bir öğrenciyim ama ne olursa yaparım hocam.” Derin bir nefes aldı. “Hocam her şey için teşekkür ederim. Bildiğim, bilmediğim her şey için teşekkür ederim.” derken içinde tuttuğu vefa borcundan kırıntılar serpiştirdi cümlelerine. Başka türlü karşına geçip de teşekkür edebilecek kadar cesur değildi. Gururu engel olmuştu her zaman. Öğretmeninin hıçkırıklarını bastırdığını kulağına gelen hışırtı seslerinden anladı. Konuşmayacağını anlayınca bozuntuya vermedi ve öğretmeni için yazdığı tiyatroyu sergiledi.

💬

            “Berat ne ısrar ettin oğlum. Al kapattık telefonu” diyerek kapattı. Oysa o gün öğretmeninin gittiği dedikodusunu duyduğunda rahata rahat konuşabilmek için okuldan kaçmıştı.

            Telefon kapandıktan sonra tuttuğu hıçkırıklarını bıraktı Vera. Köşesine sindiği otel odasının balkonunda hıçkıra hıçkıra ağlarken küçüldükçe küçüldü. Vedalar zordu. Bazen kalan olmak bazen de giden olmak zordu ama asıl zor olan gittiğinde de kaldığında da eksiliyordu insan. Giden ardından kalanlarda bırakıyordu parçalarını, kalan ise gidenlerin valizlerini sıkıştırıyordu geri gelmesi için ettiği duaları.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir